Bölgesel Asgari Ücret Hayali
Türkiye’de ne zaman asgari ücret pazarlıkları yaklaşsa ya da dezenflasyon programı sanayide kâr marjlarını sıkıştırsa, raflardan indirilen klasik bir dosya vardır: Bölgesel ve sektörel asgari ücret.
Özellikle Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) periyodik olarak canlı tuttuğu bu ajanda, mikro ölçekte Anadolu KOBİ’lerinin maliyet çığlığını temsil ediyor gibi görünse de; makro ölçekte anayasal ikilemlerden kontrolsüz iç göçe, veri çelişkilerinden sosyo-ekonomik kırılmalara uzanan büyük bir açmazı barındırıyor. Peki, iş dünyasının sıkça dile getirdiği bu "esneklik" talebi ekonomik bir zorunluluk mu, yoksa Türkiye’nin sosyo-ekonomik gerçekleriyle örtüşmeyen teorik bir illüzyon mu?
Söylem Karmaşası: MÜSİAD Ne İstedi, Ne Söyledi?
MÜSİAD’ın beyanlar silsilesi incelendiğinde, derneğin bölgesel ücret kurgusunda ve genel asgari ücret yaklaşımında belirgin bir eksen kayması yaşadığı göze çarpıyor.
Bu dalgalanma kronolojik olarak üç kırılma noktası üzerinden izlenebilir:
Ekim 2024: "Anadolu'da yaşam ucuz, insanlar 3'te 2 ücrete çalışmaya razı" denilerek Anadolu’da asgari ücreti aşağı çekme odaklı bir bölgesel model savunuldu.
Aralık 2024: "Devlet minimum sınır koymasın, %25 zammın üstü fazla" çıkışıyla işveren üzerindeki maliyet baskısı sınırlanmak istendi.
Ekim 2025: Söylem tam tersi bir yöne evrilerek, "Gerçekleşen enflasyon + büyüme payı verilmeli, model pilot olarak İstanbul'da uygulanmalı" denilerek toplumsal morale ve İstanbul'a özel bir yapı gündeme getirildi.
Bu tablonun ortaya koyduğu yön saptaması son derece açıktır: 2024’te Anadolu’da tabanı aşağı çekme odaklı bir model savunulurken, 2025’e gelindiğinde İstanbul’da ücreti yukarı taşıma odaklı bir pilotsal model önerilmiştir. Aynı şekilde, 2024 sonunda taban ücrete devlet müdahalesi eleştirilip işçiye %25 tavan sınır çizilirken, 2025 sonunda "gerçekleşen enflasyon ve refah payı" talep edilmiştir. Bu söylemsel dalgalanma, bölgesel ücret talebinin bütüncül bir bölgesel kalkınma modelinden ziyade, konjonktürel işçilik maliyetlerini baskılama arayışından beslendiğini gösteriyor.
Geçmişin Aynası: 1951–1974 Deneyimi Neden Çöktü?
Bölgesel asgari ücret Türkiye için yeni bir icat değil; acı tecrübelerle tescillenmiş bir geçmiş. 1951-1967 arasında yerel mahalli komisyonlar, 1967-1974 arasında ise 16 farklı bölge üzerinden yürütülen bölgesel uygulama, Türkiye ekonomi tarihine tam bir koordinasyonsuzluk ve adaletsizlik dönemi olarak geçti.
Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi (AYM), uygulamanın Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" ve "Sosyal devlet" ilkelerini çiğnediğine karar vererek 30 Haziran 1974'te bölgesel ücreti iptal etti. AYM’nin o dönemki hukuki gerekçesi bugün de geçerliliğini koruyor: Ülkenin bir bölgesinde aynı süre ve emekle çalışan bir yurttaşın, yalnızca coğrafi konumu nedeniyle daha az taban ücrete layık görülmesi, anayasal vatandaşlık bağını zedeliyor.
Küresel Gerçekler vs. Türkiye Sahası
Dünyadaki örneklere bakıldığında bölgesel veya sektörel modellerin uygulandığı görülüyor; ancak bu ülkelerin kurumsal altyapısı Türkiye’den köklü biçimde ayrışıyor. Küresel modeller ile Türkiye sahası karşılaştırıldığında şu temel farklar öne çıkmaktadır:
Amerika Birleşik Devletleri: ABD'de "Federal Taban + Eyalet/Şehir" modeli uygulanır. $7.25 tutarındaki federal taban mutlak alt sınırdır; eyaletler ve şehirler bu rakamın üzerine çıkar. Türkiye'de ise bölgesel ücret talebi, tabanı düşürmek ve aşağı yönlü esnetmek amacıyla dile getirilmektedir.
Almanya: "Ulusal Taban + Sektörel TİS" modelini benimseyen Almanya'da sistem, güçlü sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi (TİS) özerkliği üzerinde yükselir. Türkiye'de ise özel sektörde sendikalaşma oranının %5'in altında olması, sektörel pazarlık zeminini tamamen işveren lehine tek taraflı hale getirmektedir.
Japonya: 47 idari bölge (prefektörlük) bazında tespit yapılan Japonya'da, iller arası gelişmişlik farkı son derece azdır ve yerel fiyat endeksleri şeffaftır. Türkiye'de ise TÜİK bölgesel fiyat endeksleri tartışmalı olup gıda, enerji ve tüketim maddeleri ulusal düzeyde tek fiyatla satılmaktadır.
Almanya veya Avusturya’daki sektörel asgari ücretin temeli özerk ve güçlü sendikal pazarlık gücüdür. Sendikalaşmanın son derece zayıf olduğu Türkiye pazarında sektörel ücret, masada işçinin olmadığı, şartları tamamen işverenin dikte ettiği bir sisteme dönüşme riski taşır.
Bugün Neden Uygulanamaz? Yapısal Engeller
Teoride "Anadolu'ya yatırım çeker" denilen bu model, Türkiye’nin mevcut sosyo-ekonomik yapısında 4 ana duvara çarpmaktadır:
Anadolu'da kira maliyeti metropollere göre düşük olabilir; ancak gıda (ulusal market zincirleri), doğalgaz, elektrik, benzin, iletişim ve dayanıklı tüketim maddelerinin fiyatı Edirne’den Kars’a kadar aynıdır. Bölgesel asgari ücret, Anadolu'daki çalışanı doğrudan yoksulluk tuzağına iter.
Anadolu’da asgari ücret düşürüldüğü takdirde, genç ve dinamik nüfusun yüksek ücret veren metropollere kaçışı hızlanır. Bu durum zaten altyapı, konut ve ulaşım krizi yaşayan büyükşehirleri kilitlerken, Anadolu’yu nitelikli işgücünden tamamen yoksun bırakır.
Şirketlerin merkezlerini veya çalışan gösterdikleri bordroları ücretin düşük olduğu illere kaydırıp, fiili üretimi başka yerde yapması gibi sistemik suistimallerin denetimi mevcut idari kapasiteyle mümkün değildir.
DİSK-AR ve DİSK verilerine göre Türkiye'de çalışanların %50’ye yakını asgari ücret ve yakınında bir gelire sahiptir (Avrupa ortalaması %3-5 seviyesindedir). Asgari ücretin "istisnai taban ücret" olmaktan çıkıp "ortalama ücret" haline geldiği bir ülkede bölgesel alt bantlar oluşturmak, toplumun yarısının gelirini doğrudan aşağı çekmek demektir.
Sonuç
MÜSİAD’ın veya bölgesel model destekçilerinin "Anadolu sanayisini koruma" kaygısı teşhis olarak anlaşılabilir; ancak reçete yanlıştır.
Anadolu'daki KOBİ'lerin rekabet gücü, işçinin ekmeğinden ve taban ücretinden kesilerek değil; bölgesel enerji teşvikleri, lojistik altyapı yatırımları, vergi/SGK prim indirimleri ve kamusal destekler üzerinden artırılmalıdır. Asgari ücreti bölgeselleştirmek, bölgesel gelişmişlik farkını kapatmaz; aksine Anadolu’yu ucuz işgücü deposuna dönüştürerek sosyo-ekonomik uçurumu derinleştirir.
Emre ÖZYILDIZ
Yorumlar
Yorum Gönder