Enflasyon Vaadine %9, Esnafa Faiz %29: Bürokratik Kopukluk!


Resmî Gazete'de yayımlanan yeni tahsilat tebliği, maliye politikası ile para politikası arasındaki kronik koordinasyonsuzluğu ortaya çıkardı. Zor durumdaki mükelleflere "kolaylık" diye sunulan %29 sabit faizli 6 yıllık yapılandırma, enflasyon düştükçe esnafı devlete ağır bir pozitif reel faiz ödemeye mahkûm edecek.

16 Haziran 2026 tarihli ve 33282 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tahsilat Genel Tebliği (Seri: B Sıra No: 20) ile 6183 sayılı Kanun'un 48. Maddesi uyarınca vergi dairesine borcu olan mükelleflere bir tecil imkânı sunuldu. Tebliğ uyarınca normal tecil faizi oranı yıllık %39 olarak uygulanırken, bu kapsamda borcunu taksitlendiren kişilere yıllık %29 tecil faizi uygulanacağı karara bağlandı (Madde 6/1). Ekonomi yönetimi, normal oranı %39'dan %29'a indirerek mükellefe finansal bir kolaylık sağlandığını savunuyor.

Ancak tam bu noktada, ekonomi bürokrasisinin zirvesindeki kurumsal koordinasyonsuzluk gün yüzüne çıkıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Mayıs ayında yıl sonu enflasyon hedefini %24’e yükseltmiş; 2027 sonu için %15, 2028 sonu için ise %9'luk tek haneli enflasyon beklentisini ilan etmişti.

Buradaki bürokratik kopukluk oldukça nettir: Bir yanda Merkez Bankası dezenflasyon süreciyle fiyat istikrarını ve enflasyonu tek haneye düşürmeyi hedeflerken, diğer yanda Hazine borçlu esnafı 6 yıl boyunca %29'luk bir faiz oranına sabitlemektedir. Mevcut enflasyon ortamında %29 faiz ödemek mükellef için kısa vadede bir "negatif reel faiz" avantajı yaratsa da kurumlar arası takvim uyuşmazlığının faturası 2027’den itibaren kesilmeye başlayacak. Enflasyon tek haneye inse dahi bu faiz oranı sabit kalacağı için, borçlu esnaf devlete yıllık bazda ağır bir "pozitif reel faiz" ödemek zorunda kalacak. Makro hedeflerle taban tabana zıt olan bu hamle, akıllara şu soruyu getiriyor: Ekonomi yönetimi kendi ilan ettiği dezenflasyon takvimine inanmıyor mu, yoksa Hazine’nin acil nakit ihtiyacı Merkez Bankası’nın enflasyon hedefinin önüne mi geçiyor?

Bilanço Gerçeği Yansıtıyor mu? Denetim Kimde?

Tebliğin 5. maddesinde borçluların "Çok Zor Durum" hallerine bakılarak taksit süreleri belirleniyor. Mali durumuna yönelik likidite oranı 0,30 veya 0,30'dan küçük olan faal mükelleflerin borçları 72 eşit taksite (yani tam 6 yıla) bölünüyor (Madde 5/a-i). Likidite oranının 0,30'un altında olması, esnafın vadesi gelmiş 1,000 TL'lik borcuna karşılık kasasında veya bankasında sadece 300 TL veya daha az nakit benzeri değeri olduğunu, yani teknik olarak iflasın eşiğinde olduğunu gösterir.

Ancak burada çok daha büyük bir yapısal sorun baş gösteriyor: Bu bilançolar ne kadar gerçeği yansıtıyor ve likidite oranının doğruluğunu kim, nasıl denetleyecek? Enflasyon muhasebesinin yarattığı karmaşa ve piyasadaki kayıt dışılık düşünüldüğünde, gerçekten zor durumda olan esnafın bu haktan yararlanıp yararlanamayacağı, ya da vergi dairelerinde bu rasyoların ölçümünün ne kadar şeffaf yapılacağı büyük bir soru işaretidir. Denetim mekanizmasının gri alanları, suistimallere de açık bir kapı bırakmaktadır. Yapılandırmaya giren esnaf için ise süreç bir rızadan ziyade, gelecekteki dezenflasyon sürecinde yüksek faizle erimeyi kabul ettiği bir "ekonomik teslimiyet" senaryosuna dönüşmektedir.

KDV Duvarı: "Emanet Para" mı, "Nakit Sermaye" mi?

Mükelleflerin en çok biriken borçlarından Katma Değer Vergisi (KDV) ve Banka Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) için ise bu 6 yıllık vade imkânı tanınmıyor; bu borçlar en fazla 12 taksitle (1 yıl) sınırlanıyor (Madde 5/b).

Mali hukuk açısından bakıldığında Hazine’nin bu kararı son derece rasyoneldir. Çünkü KDV, esasen esnafın kendi parası değil; nihai tüketiciden devlet adına tahsil edilen bir "emanet paradır" ve zamanında ödenmemesi kamu kaynağının usulsüz kullanımı anlamına gelir. Hazine bu katı tutumuyla emanet paranın işletilmesinin önüne geçmek istemektedir. Ancak madalyonun diğer yüzünde saha gerçekleri duruyor: Piyasada tahsilat krizi yaşayan esnaf, malını satıp KDV'sini nakden alamadığı için bu parayı vergi dairesine ödeyemiyor ve KDV'yi dönemsel bir nakit sermaye gibi kullanmak zorunda kalıyor. Devletin KDV borçlarına uzun vadeli yayma kolaylığı getirmemesi, "esnafa nefes aldırma" söyleminin saha gerçekliğinde KDV duvarına toslamasına neden oluyor.

Son başvuru tarihi 31 Ağustos 2026 olan bu sistemde (Madde 4/1), borcu 10 Milyon TL'yi aşan esnaftan, aşan kısmın yarısı kadar gayrimenkul veya nakit teminat istenmesi ise (Madde 8/1) zaten likiditesi sıfırlanmış mükellefler için ayrı bir açmaz yaratıyor. Kendi kurumlarının makro hedefleriyle çelişen bu tebliğ, rasyonel ve koordineli bir ekonomi programının değil, bürokratik kopukluğun eseri olarak kayıtlara geçiyor.


Emre ÖZYILDIZ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emeğin Yabancılaştığı Yer

Kalkınma Hamlesinde Kaynak Dağılımı ve Öncelik Çelişkileri

Bölgesel Asgari Ücret Hayali