2010’dan 2026’ya: Eğitimde Bir Sınıfın Tasfiyesi




Bugün Türkiye’de orta sınıfın hâlini konuşmak, aslında sessiz sedasız yaşanan bir mülksüzleşme hikâyesini anlatmaktır. Mutfak masrafları, kira artışları, faturalar derken alım gücümüzün nasıl un ufak olduğunu zaten yaşayarak tecrübe ediyoruz. Ancak öyle bir alan var ki, orada yaşanan finansal deprem sadece bugünkü cüzdanımızı değil, çocuklarımızın 20 yıl sonraki hayatını ve bu ülkenin toplumsal dokusunu temellerinden sarsıyor: eğitim maliyetleri.

Türkiye’nin son 26 yılına bir ayna tutalım ve memur maaşları ile özel okul fiyatları arasındaki uçuruma bakalım. Ardından finans dünyasında "Opportunity Cost" (Fırsat Maliyeti) olarak adlandırılan o denklemle yüzleşelim: Çocuğumuzu özel okula gönderirken aslında onun geleceğindeki hangi servetten vazgeçiyoruz?

8 Maaşlık Kolejden 21 Maaşlık Uçuruma

Çok değil, 2010 yılına gidelim. Paradaki sıfırların atılmasının üzerinden henüz beş yıl geçmiş, ekonomi görece öngörülebilir bir patikada ilerliyor. O dönem Türkiye'de en düşük memur maaşı 1.300 TL civarındaydı. TED Ankara Koleji gibi ülkenin en saygın yerli liselerinden birinin yıllık eğitim ücreti ise yaklaşık 11.000 TL seviyesindeydi.

O günün Türkiyesi'nde matematik basitti: Bir devlet memuru, tek bir kuruş harcamadan 8,4 ay çalışarak çocuğunu Ankara’nın en köklü kolejlerinden birinde okutabiliyordu.

Pandemi yılı olan 2020’ye geldiğimizde de bu denge çok dramatik bir yara almamıştı. En düşük memur maaşı 4.500 TL iken, TED Ankara Koleji 9,6 katı (43.220 TL), Robert Kolej ise 24,2 katı (109.000 TL) bandındaydı. Yani öğretmen, mühendis, şef ya da uzman kadrosundaki bir memur aile için özel okul hâlâ rasyonel bir "tercih" sınırları içindeydi.

2023 yılındaki "Seçim Ekonomisi" döneminde memura yapılan tarihi seyyanen zam, özel okul fiyatlarındaki fırlamayı geçici olarak maskelese de uyanışımız acı oldu.
Bugün, 2026 yılında en düşük memur maaşı 70.200 TL iken, TED Ankara Koleji 1,48 milyon TL ile maaşın 21,2 katına; Robert Kolej ise 2,73 milyon TL ile maaşın 39 katına ulaştı. 2010'da 8 maaşla ödenen yerli bir kolej, bugün 21 maaş istiyor. Yani, orta sınıf için özel okul kapısı artık çok zorlamaya başladı.

Dünyada Durum Ne? Küresel "Eğitim Enflasyonu"

Peki bu durum sadece bize mi özgü? Dünyanın geri kalanında durum nasıl?
İngiltere'den ABD'ye, Avustralya'dan Yeni Zelanda'ya kadar tüm dünyada "Eğitim Enflasyonu" genel tüketici enflasyonunu geride bırakıyor. Saygın düşünce kuruluşu IFS (Institute for Fiscal Studies) verilerine göre İngiltere'de özel okullar artık toplumun sadece en zengin %1'lik dilimine hitap eder hale geldi. Avustralya'da yapılan araştırmalar (Morningstar), bir çocuğu özel okula göndermenin maliyetinin ailenin emeklilik fonundaki kayba denk geldiğini gösteriyor.

Ancak küresel piyasalar ile Türkiye arasındaki devasa fark şurada ortaya çıkıyor:
Almanya (Frankfurt Int. School): Memur maaşının okul ücretine oranı 2020'de 9,2 katı iken 2026'da 9,6 katı.
İspanya (Benjamin Franklin Int.): 2020'de 11,3 katı iken 2026'da 11,1 katı.
Fransa (Int. School of Paris): 2020'de 13,8 katı iken 2026'da 14,0 katı.
Gelişmiş ülkelerde oranlar 6 yıldır milim oynarken, Türkiye'de yerli bir kolej için gereken oran 8 katından 21 katına fırlamıştır. İskandinav ülkelerinde (Finlandiya, İsveç, Norveç) ise devlet, eğitimin sınıfsal bir ayrıcalık haline gelmesini anayasal olarak yasaklamış; özel okulları dahi kamu kaynaklarıyla finanse etmiştir.

Okul Faturası mı, Gelecek Serveti mi?

Gelelim Avustralya kaynaklı meşhur Morningstar analizinin ("What are you giving up by sending your kids to private school?") Türkiye ekonomisine uyarladığım soğuk ve sarsıcı denklemine. Bir ailenin çocuğunu anasınıfından lise son sınıfa kadar —yani 13 yıl boyunca— başlangıç ücreti 800.000 TL olan ve her yıl %15 (çok iyimser haliyle) zamlanan özel bir okula gönderdiğini varsayalım. Bu paranın okula ödenmek yerine, Türkiye şartlarında her yıl %25 bileşik getiri sağlayan dengeli bir yatırım portföyüne yönlendirildiği alternatif senaryoda karşımıza çıkan bilanço akıllara durgunluk veriyor.

Anasınıfında ödenen ilk 800 bin TL'lik fatura yatırıma gitseydi, daha ilk yılın sonunda 1 milyon TL’lik bir sermayeye dönüşüyordu. İlkokulun bittiği 5. yıla gelindiğinde, o yılın okul faturası 1,39 milyon TL'ye ulaşırken cebimizden çıkan toplam nakit 5,4 milyon TL'yi buluyor; fakat o para yatırımda kalsaydı portföy değeri 10,4 milyon TL seviyesine erişiyordu. Ortaokulun sonu olan 9. yılda yıllık okul ücreti 2,44 milyon TL'ye fırlıyor, harcanan toplam nakit 13,3 milyon TL'ye dayanırken, bileşik getirinin yarattığı kartopu etkisiyle biriken sermaye 39,3 milyon TL büyüklüğüne ulaşıyor. Lise mezuniyetinin yaşandığı 13. yılın sonundaki acı bilanço ise olayın boyutunu tam anlamıyla gözler önüne seriyor: Yıllık okul faturasının 4,28 milyon TL'ye çıktığı bu maratonda, 13 yıl boyunca okul taksitleri için cebimizden toplam 25.481.528 TL nakit çıkmış oluyor. Oysa her yıl harcanan bu tutarlar bir yatırım fonunda kalsaydı, çocuğunuz liseden mezun olduğu gün elinizde tam 120.370.800 TL'lik devasa bir servet birikmiş olacaktı.

Nelerden Vazgeçiyoruz?

Gördüğümüz gibi, 13 yılın sonunda okul taksitleri için cebimizden çıkan toplam nakit 25,5 milyon TL'dir. Ancak bu tutarı okul yerine bileşik getiriyle yatırıma dönüştürmüş olsaydık, çocuk liseden mezun olduğunda ailemizin elinde 120 milyon TL'lik (günümüz rayiciyle yaklaşık 2,5-3 milyon dolar) devasa bir portföy olacaktı. Bu tablonun Türkçe karşılığı şudur:

Çocuğunuz 18 yaşına geldiğinde ona teslim edebileceğiniz İstanbul veya Ankara’da 2-3 adet nitelikli konut portföyünden vazgeçiyorsunuz. Çocuğunuzu nitelikli bir devlet okuluna (veya burslu bir okula) gönderip aradaki bu bütçeyi onun adına kurulan bir bileşik yatırım fonuna aktarsaydınız; çocuk hayata 120 milyon TL'lik hazır bir sermaye ile başlayabilirdi. Yurt dışında kendi şirketini kurabilirdi, yüksek lisansını finanse edebilir ya da hayatı boyunca finansal özgürlüğünü garantileyebilirdi. Yıllık 800 bin TL ile başlayıp 4,2 milyon TL'ye çıkan bir eğitim yükünü ödemek, ebeveynlerin emeklilik yaşını 5-10 yıl ileriye atmakta ve yaşam kalitelerini felç etmektedir.
Sınıfsal Bir İntiharın Finansal Anatomisi

Özel okul yatırımı, finansal bir enstrüman olarak bakıldığında,
negatif bileşik getiri yaratan bir tüketim harcamasıdır. Eğer okul çocuğa sunduğu akademik dünya ve network ile ona hayatı boyunca bu 120 milyon TL'lik hazır sermayeden daha büyük bir sıçrama tahtası sağlayabiliyorsa rasyoneldir. Ancak sadece "standart bir lise diploması ve YKS hazırlığı" için bu bütçeler harcanıyorsa, aileler çocuklarına eğitim sunduklarını sanırken aslında gelecekteki servetlerini eritmektedir.

Eskiden bu ülkede bir memur çocuğu, iyi bir eğitim alarak sosyal basamakları tırmanabilir, ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilirdi. Bugün ise nitelikli özel eğitim sadece "en üst %1’lik" mutlu azınlığın tekelinde lüks bir tüketime dönüştü. Matematik yalan söylemez: Ortalama maaşlarla artık kalburüstü bir kolej kapısından geçmek sadece zor değil; rasyonel, sosyolojik ve finansal bir imkansızlıktır.



Emre ÖZYILDIZ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emeğin Yabancılaştığı Yer

Kalkınma Hamlesinde Kaynak Dağılımı ve Öncelik Çelişkileri

Bölgesel Asgari Ücret Hayali