İBB Davası: Dosyadan Kimler, Nasıl Buharlaştı?





Eski İBB Sözcüsü Murat Ongun’un, 2 gün boyunca Silivri’deki duruşmada yaptığı savunmaya dair kendi YouTube kanalında yayınladığı videolar ve haber bültenlerindeki kayıtlar dakikalarca sürüyor. Maalesef bu yoğun tempolu hayatta çoğumuzun bu uzun videoları sonuna kadar izleyecek vakti olmuyor. Ancak ortada adaletin işleyişine, hukukun nasıl siyasallaştığına ve dosyada kimlerin nasıl korunduğuna dair herkesin mutlaka bilmesi gereken çok hayati bilgiler, resmi belgeler var. Bu nedenle, sizlerin bu önemli konudan haberdar olmak isteyen herkesin, en doğru bilgilere en hızlı şekilde ulaşmasını sağlamak adına; saatler süren o videoları ve haberleri sizler için elimden geldiğince titizlikle özetlemeye çalıştım. İşte savunmanın arkasındaki o çarpıcı gerçekler...
 
1. Diplomanın İptali ile Tutuklama Zamanlaması İlişkisi

Çarpıklık: Murat Ongun, davanın tamamen siyasi bir takvime göre işletildiğini savunuyor. Sürecin kilit kırılma noktasını 18-19 Mart tarihleri olarak gösteriyor.

İlişki Ağındaki Rolü: 18 Mart günü saat 18:00'de İstanbul Üniversitesi (yetkisi olmamasına rağmen savcılığın ısrarlı yazılarıyla) Ekrem İmamoğlu'nun diplomasını iptal ediyor. Tam bir gün sonra, 19 Mart sabah 06:00'da ise aralarında Murat Ongun’un da bulunduğu 100 kişi "örgüt yöneticiliği ve rüşvet" suçlamalarıyla gözaltına alınıyor. Ongun, "Eğer 18 Mart'ta o diploma iptal edilmeseydi, doğrudan ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayını tutuklamış olacaklardı" diyerek davanın asıl amacının siyasi bir tasfiye olduğunu iddia ediyor.

2. "Tek Avukatlı" İtirafçı Döngüsü (Mirsat Albayrak İlişkisi)

Çarpıklık: Dosyadaki 5-6 önemli itirafçının/etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın ilk avukatlarının farklı olmasına rağmen, itirafçı oldukları ya da tahliye edildikleri dönemlerde avukatlıklarını aynı ismin (İsmail Mirsat Albayrak) üstlenmiş olması.

İlişki Ağındaki Rolü: Ongun, bu avukatın aynı zamanda Hilal Kaplan ve Rasim Ozan Kütahyalı gibi iktidara yakın isimlerin de avukatı olduğuna dikkat çekiyor. Hasan Özsoy, Kabil Taşçı, Vedat Şahin, Rauf Cem Isranca gibi isimlerin sırayla birbirini suçlayıp, bu avukatın devreye girmesiyle peş peşe tahliye edildiklerini kronolojik olarak sıralıyor. Ongun bu durumu, "Biz içerideyken hakkımızda ipe sapa gelmez iddialar yazanların avukatı ile cezaevinden çıkmak için itirafçı olanların avukatı aynı kişi, bu kadar tesadüf olur mu?" sözleriyle eleştiriyor.

3. İlbaklar Holding ve 1 Milyar TL'lik "Buharlaşan" Zarar

Çarpıklık: Bilirkişi raporuna göre, İlbaklar Holding ve reklam ihaleleriyle ilgili dosyada tam 1 milyar 40 milyon TL kamu zararı tespit edilmiş olmasına rağmen, bu ailenin fertlerinin iddianameden tamamen çıkarılmış ("buharlaştırılmış") olması.

İlişki Ağındaki Rolü: İlbak ailesinden 4 kardeş önce gözaltına alınıp tutuklanıyor. Ancak kısa süre sonra sessiz sedasız tahliye ediliyorlar, şirketleri üzerindeki tedbirler kalkıyor ve iddianamede sanık dahi yapılmıyorlar. Böylece dosyada tespit edilen 16 devasa reklam ihalesi çöp oluyor. Murat Ongun, Medya AŞ'deki 24 milyon liralık "zarar" iddiaları için kendilerinin 1100 yılla yargılandığını, ancak iktidara yakın 1 milyar liralık asıl zararın sorumlularına dokunulmadığını belirterek yargıdaki çifte standardı vurguluyor.

4. Gizli Tanık "Ceviz" Belgesi ve Abdullah Gül İddiası

Çarpıklık: Davanın ek klasörlerinde yer alan Gizli Tanık Ceviz'in ifadelerinin, içinde çok kritik siyasi isimler geçtiği için savcılık tarafından iddianameye dahil edilmeyerek sümen altı edilmesi.

İlişki Ağındaki Rolü: Gizli tanık ifadesinde; İlbak Holding'in son 15 yıldaki asıl ve görünmeyen patronunun eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve kardeşi Macit Gül olduğunu iddia ediyor. Hatta Ekrem İmamoğlu ile Bodrum'daki sit alanı bir araziye imar verilmesi karşılığında gizli villa ortaklıkları kurulduğu gibi iddialar öne sürüyor. Murat Ongun, bu iddiaların tamamının birer "saçmalık" olduğunu belirtiyor ancak çarpıklığa şu sözlerle işaret ediyor: "İktidara muhalif isimlere yönelik en saçma gizli tanık beyanları delil sayılıp insanlar tutuklanırken, ucu iktidara veya devlet büyüklerine dokunan gizli tanık ifadeleri neden savcılar tarafından kibarca görmezden geliniyor ve eleniyor?"

5. Ahmet Çiçek ve 2015 Yılına Ait "Milyonlarca Şapka/Tișört" Sahte Faturaları

Çarpıklık: Dosyada itirafçı olan Ahmet Çiçek'in sahte fatura kestiğini kabul etmesine rağmen, savcılığın sadece 2019 sonrası (İmamoğlu dönemi) odaklı çalışması ve AKP dönemindeki devasa sahte fatura organizasyonlarını örtbas etmesi.

İlişki Ağındaki Rolü: Ahmet Çiçek’in geçmiş faturaları incelendiğinde, 2015 genel seçimleri dönemindeki sadece 4 ayda İBB Kültür AŞ'ye 621 bin tişört ve 1.5 milyon adet şapka fatura ettiği ortaya çıkıyor (günümüzün parasıyla yaklaşık 6 milyon dolar) Ongun, "Eğer o dönem İstanbul'da her 3 kişiden birinin kafasında İBB şapkası yoksa bu faturaların tamamı sahtedir. Amacınız gerçekten yolsuzluğu araştırmaksa, seçim döneminde iştiraklerden aktarılan bu paraları neden soruşturmuyorsunuz?" diyerek savcılığa yükleniyor.

6. Serdar Haydanlı (4.5G Ajans) ve Raif İnan Çelişkisi

Çarpıklık: İmamoğlu dönemi ihaleleri "örgüt faaliyeti" sayılırken, geçmiş dönemde çok daha şüpheli ve akrabalık ilişkilerine dayanan milyarlık ihalelerin dosyadan temizlenmesi.

İlişki Ağındaki Rolü:

Serdar Haydanlı (4.5G): Tıbbi malzeme satışı yaparken bir gecede ajans kuran ve 5 ayda İBB'den bugünün parasıyla 600 milyon TL'lik ihale alan bu isim, ilk imzasız iddianame taslağında yer alırken, savcıların imzaladığı resmi iddianameden tamamen "uçuruluyor".

Raif İnan (Plan B): İDO'da eski bir gişe görevlisiyken, İBB'den yılda milyonlarca dolar ihale alan Plan B şirketini aniden satın alıyor. İhaleyi veren Kültür AŞ yöneticisi Yavuz Yetim ile ihaleyi alan firmanın eski sahibinin akraba (Enişte-Kayınço) olduğu ortaya çıkıyor. Ongun, bu açık çıkar ilişkilerinin ve yan teklif usulsüzlüklerinin hiçbir şekilde soruşturulmadığını mahkemede belgeleriyle ifşa ediyor.

7. Ertan Yıldız'ın "Gizemli Kayıp Telefonu" ve Fatih Türk Network'ü

Çarpıklık: İBB çalışanları (örneğin Kadriye Kasapoğlu) kullanılmayan bir telefonu sakladığı iddiasıyla delil karartmaktan aylarca tutuklu kalırken, davanın kilit ismi Ertan Yıldız’ın sır dolu telefonunu saklayan ve imha eden kişilere dokunulmaması.

İlişki Ağındaki Rolü: Soruşturma başladığında Ertan Yıldız’ın telefonlarından birini şoförü Bayram kanalizasyona atıp kırdığını itiraf ediyor (ve serbest kalıyor). Diğer gizemli telefonu ise eski AK Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mehmet Türk'ün kardeşi Fatih Türk saklıyor. Fatih Türk telefonu 40 gün sonra savcılığa boş olarak teslim ediyor ancak savcılık bu şahsın ifadesini dahi almıyor, şifresini sormuyor. Emre Erciş'in gazetecilik araştırmalarına göre Türk kardeşlerin firmaları, Ertan Yıldız'ın kontrolündeki İBB iştiraklerinden 926 milyon TL'lik devasa ihaleler almış durumdalar ve hatta Ertan Yıldız'ın oğlunun 50 milyonluk lüks aracı da Fatih Türk'ün üzerine kayıtlı. Ongun, "İmamoğlu'na selam veren yanarken, bu ihale şebekesinin merkezindeki Türk ailesine neden kimse dokunamıyor?" çarpıklığına işaret ediyor.

Karşımızda duran tablo, adalet adına utanç vericidir. Bir tarafta imha edilen telefonlar, enişte-kayınço ilişkileriyle dağıtılan milyon dolarlık ihaleler, eski dönemdeki sahte fatura organizasyonları ve iktidarın kanatları altındaki "dokunulmaz" aileler var; diğer tarafta ise tüm bu çarpıklıkları ortaya serdiği için bin yılla yargılanan muhalif isimler.

Eğer bir ülkede adalet, kişilerin siyasi kimliğine ve iktidara olan mesafesine göre terzilik yapıp elbise biçiyorsa, oradaki yargılamaya "hukuk davası" denemez. Bunun adı çok net bir şekilde siyasi tasfiye operasyonudur. Ve ne yazık ki bu çarpıklıklar temizlenmedikçe, bu ülkede hiç kimsenin hukuki güvencesi yoktur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emeğin Yabancılaştığı Yer

Kalkınma Hamlesinde Kaynak Dağılımı ve Öncelik Çelişkileri

Bölgesel Asgari Ücret Hayali