Küresel "Lawfare" (Yargısal Kuşatma) Repertuarı




Modern siyaset biliminde devlet imkanları ve yargı gücünün siyasi mühendislik amacıyla kullanılması (lawfare / hukukun silah olarak kullanılması), otoriter eğilimli yönetimlerin muhalefeti tasfiye etmek için başvurduğu evrensel bir şablondur. Kamboçya, Tayland ve Venezuela’daki somut kronoloji, bu şablonun kurumsal adımlarını net olarak ortaya koymaktadır:

Kamboçya: Muhalefetin Kapatılması ve Tek Parti Düzeni

2013 Kırılması: Ana muhalefet partisi Kamboçya Ulusal Kurtuluş Partisi (CNRP), genel seçimlerde oyların %44,5'ini alarak iktidardaki Kamboçya Halk Partisi’ni (CPP) sarsmıştır.

2017 Yüksek Mahkeme Kararı: Muhalefetin yerel seçimlerde de yükselişini sürdürmesi üzerine Kamboçya Yüksek Mahkemesi, CNRP’yi "vatana ihanet" suçlamasıyla tamamen feshetmiştir. Partinin 118 yöneticisine 5 yıl siyaset yasağı getirilmiştir.

Sonuç: Ana muhalefet kapatıldığı için 2018 seçimlerinde iktidar partisi meclisteki 125 koltuğun tamamını kazanmıştır. 2023 seçimleri öncesinde ise CNRP'nin ardılı olan Candlelight Party (Mum Işığı Partisi), Yüksek Seçim Kurulu tarafından "belge eksikliği" gerekçesiyle seçime sokulmamış ve rejim yapısı koltuğu babadan oğula devrederek tahkim edilmiştir.

Tayland: Seçim Birincisinin Yargı Eliyle Bloklanması

2020 Müdahalesi: Gençlerin ve kentlilerin desteğini alan ilerici Future Forward partisi, 2019 seçimlerinde üçüncü büyük parti olmuştur. Şubat 2020'de Tayland Anayasa Mahkemesi, parti liderinin partiye yasal sınırın üzerinde borç verdiği gerekçesiyle partiyi kapatmıştır.

2023-2024 Tasfiyesi: Kapatılan partinin kadroları Move Forward (İleri Doğru) adıyla yeniden örgütlenmiş ve Mayıs 2023 genel seçimlerinde 151 sandıkla seçimin birinci partisi olmuştur. Ancak askeri cunta tarafından atanan Senato, parti lideri Pita Limjaroenrat’ın başbakanlığını engellemiştir. Ağustos 2024'te Anayasa Mahkemesi, partinin "Kraliyete hakaret yasasının esnetilmesi" vaatini gerekçe göstererek partiyi tamamen feshetmiş ve liderlerine uzun süreli siyaset yasakları getirmiştir.

Venezuela: Partilerin İçini Boşaltma ve Aday Engelleme

Yönetim Kurullarına El Koyma (2020): Venezuela Yüksek Mahkemesi (TSJ), Nicolás Maduro iktidarına muhalif en köklü partilerin (Acción Democrática ve Voluntad Popular) yönetim kurullarına idari kararla el koymuştur. Mahkeme; partilerin adını, logosunu ve bütçesini iktidarla uyumlu çalışan figürlere teslim ederek gerçek muhalifleri amblemsiz bırakmıştır.

Aday Diskalifiyesi (2023-2024): 2024 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde muhalefetin ortak ön seçiminde %92 oy alan ve anketlerde Maduro'ya fark atan María Corina Machado, Sayıştay tarafından "idari ve mali usulsüzlük" iddialarıyla 15 yıl süreyle siyasetten yasaklanmıştır.

Türkiye Muhalefeti Üzerindeki Yapısal İzdüşümler

Küresel planda uygulanan bu idari ve hukuki yöntemler, Türkiye'de ana muhalefet partisi CHP ve diğer muhalif unsurlar üzerindeki güncel gelişmelerle doğrudan metodolojik benzerlikler taşımaktadır:

İdari ve Hukuki Kuşatma: CHP’li büyükşehir ve ilçe belediye başkanlarına yönelik açılan rüşvet, yolsuzluk ya da terör soruşturmaları, belediyelere kayyum atanması veya idari denetimlerle hareket alanlarının kısıtlanması; Kamboçya ve Venezuela’daki "halk desteği alan aktörleri idari barikatlarla felç etme" modelinin izdüşümüdür.

İç Meşruiyetin Yargısallaşması: CHP’nin kurultay süreçlerine yönelik açılan "mutlak butlan" (hukuken geçersizlik) davaları ve parti içi muhalefetin delege seçimlerini mahkemeye taşıma girişimleri; Venezuela'da partilerin iç işleyişinin mahkeme kararlarıyla kilitlenerek ana gövdenin energisinin içeride tükettirilmesi stratejisiyle paralellik göstermektedir.

Siyasi Yasak Davaları: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere muhalif figürler üzerinde tutulan siyasi yasak riskleri; Tayland'da Pita'nın, Venezuela'da Machado'nun sandıkta yenilemediği için hukuki mekanizmalarla denklem dışı bırakılması pratiğiyle aynı kurumsal mantığa dayanmaktadır.

Küresel ve yerel "hukuki kuşatma" (lawfare) mekanizmasını, bu siyasi mühendisliğin işleyiş şemasıyla birlikte tasvir eden en somut veri, doğrudan mahkeme tutanaklarına geçmiştir.

Temmuz 2026'da, aralarında Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu İBB davasının duruşmasında savunma yapan Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, mahkeme salonundaki ifadelerinde bu küresel enstrümanın çalışma prensibini şu sözlerle özetlemiştir:

"Demem o ki efendim, ne ilk kez siz ne ilk kez biz siyasi bir dava ile huzurdayız. Tarihte de çok olmuş, bugün de oluyor, yarın da olacak. Taktik değişmiyor. Önce siyasi hedefe uygun strateji belirlenir ve ardından o doğrultuda kanıtlar ya da bugünkü gibi beyanlar yaratılır. Seçilen kurbanlar yargılanır. Böylece koltukta gözü olan 'küstah' elenir."

Murat Ongun’un mahkeme heyeti karşısında dile getirdiği bu savunma; iddianamelerin ve kurumsal suçlamaların hukuki bir gereklilikten ziyade, önceden belirlenmiş siyasi hedeflere uydurulan birer kılıf olduğunu tescillemektedir. Bu beyan; Kamboçya, Tayland veya Venezuela örneklerinde görüldüğü üzere, yargısal mekanizmaların ve idari kurguların halk desteğine sahip aktörleri ve kurumları "yıpratma/denklem dışı bırakma" amacıyla nasıl organize edildiğini gösteren somut bir tarihsel vesika olarak kayıtlara geçmiştir.

Avrupa: Muhalefet Nasıl Kaybetti, Nasıl Kazandı?

Doğu Avrupa’da devlet kaynaklarının, medyanın ve yargının yoğun iktidar kontrolünde olduğu "rekabetçi otoriter" sistemlerdeki seçim deneyimleri, muhalif stratejilerin sonuçlarını iki zıt örnekle ortaya koymuştur:

Macaristan (2022) – Herkesi Tek Sepete Koyma Hatası

Macaristan’da 2022 genel seçimlerinde 6 muhalefet partisi (sol, liberal, yeşiller ve eski aşırı sağcı Jobbik), Viktor Orbán’ı devirmek amacıyla "Macaristan için Birlik" adı altında tek bir çatı ve tek bir ortak liste halinde seçime girdi. Ortak aday olarak merkez sağcı Péter Márki-Zay seçildi.

Sonuç: Orbán’ın kontrolündeki medya aygıtı, bu çok sesli ve ideolojik olarak zıt yapıyı "ilkesiz, istikrarsız ve ülkeyi kaosa sürükleyecek bir koalisyon" olarak damgaladı. Farklı tabanlardan gelen seçmenler (seküler solcular ile muhafazakar milliyetçiler) tek bir listede erimeyi reddetti ve sandığa gitmedi. Orbán, 2022 seçimlerinde parlamentoda yeniden anayasal çoğunluğu elde etti.

Macaristan (2026) – Sistemin İçinden Çıkan Yeni Dinamik

Macaristan’da Viktor Orbán’ın 16 yıllık kesintisiz yönetimi, 12 Nisan 2026 genel seçimlerinde çok büyük bir kırılmayla sona erdi. 2022 model geniş ittifak mimarisi tamamen terk edilerek, sistemin içinden çıkan yeni bir merkez odağın tek başına yarattığı dalgaya alan açıldı.

Tarihsel Seçim Sonucu: Eski Fidesz bürokratı Péter Magyar liderliğindeki TISZA (Saygı ve Özgürlük) Partisi, oyların %53,6'sını alarak parlamentodaki 199 sandalyeden 138'ini kazanmış ve anayasayı tek başına değiştirebilecek üçte ikilik (2/3) süper çoğunluğa ulaşmıştır. İktidardaki Fidesz ise %37'nin altında kalarak 54 sandalyeye gerilemiştir. Seçmen katılımı %79,5 ile Macaristan tarihinin en yüksek seviyesine çıkmıştır.

Başarı Faktörü: Magyar, eski muhalefet partileriyle yan yana gelmeyi reddederek rejimin yolsuzluklarını içeriden belgelerle ifşa etmiştir. Orbán medyasının "şer ittifakı" propagandasını boşa çıkarmış, kültürel kutuplaşma tuzaklarına düşmeyerek kampanyanın merkezine doğrudan ekonomik krizi, rekor kıran enflasyonu ve liyakatsizliği koymuştur. Bu sayede Orbán'ın taşradaki milliyetçi-muhafazakar tabanını tek başına çözmeyi başarmıştır.

Polonya (Ekim 2023) – "Ayrı Kollardan Tek Hedefe" Başarısı

Polonya’da muhafazakar-milliyetçi PiS partisi, 8 yıllık iktidarında yargıyı ve devlet televizyonunu (TVP) tamamen partizanlaştırmıştı. Donald Tusk liderliğindeki muhalefet, Macaristan’ın "tek liste/tek sepet" hatasına düşmedi. Seçim sistemindeki "ittifak kuran partilerin toplamda %8 barajını geçmesi durumunda barajı aşmış sayılması" kuralını kullanarak esnek bir çoklu blok modeli kurdular (Polonya'da tek partiler için baraj %5 iken, ittifaklar için %8 olarak uygulanmaktadır):

Sivil Koalisyon (KO): Merkez sağ, liberal, seküler ve kentli seçmenleri konsolide etti.

Üçüncü Yol: Merkez-muhafazakar, dindar ve kırsal/çiftçi nüfusu hedefleyen ve %8'lik ittifak barajını güvenle aşan ayrı bir blok olarak kuruldu.

Sol: Sosyal demokratları ve işçi sendikalarını organize etti.

Sonuç: Bu üç blok resmi olarak tek bir listede birleşmedi; her biri kendi amblemi ve kimliğiyle sahaya çıktı. Böylece PiS iktidarından kopan ama liberal Tusk’a asla oy vermek istemeyen muhafazakar Polonyalı seçmen güvenle "Üçüncü Yol" bloğuna oy verebildi. Seçim sonucunda PiS çoğunluğu kaybetti. Ayrı logolarla seçime girip kendi tabanlarını sandığa taşıyan bu üç muhalif blok, toplamda %54 oyla parlamentoda çoğunluğu sağladı ve demokratik koalisyon hükümetini kurdu. Komünizm sonrası dönemin rekor katılımı (%74,4) bu sayede yakalandı.

Sonuç

Uluslararası araştırmacı gazetecilik verilerinin ve güncel duruşma beyanlarının ortaya koyduğu tarihsel durum; rekabetçi otoriter rejimlerin muhalefeti baskılamak adına "önce siyasi hedefi ve stratejiyi belirleyip, ardından kanıt ve iddiaları o doğrultuda yaratma" şablonunu evrensel olarak uyguladığını doğrulamaktadır.

Buna karşın Polonya (2023) ve Macaristan (2026) örnekleri; seçmeni tek bir ideolojik çuvala zorlamayan, tabanların kendi kimlikleriyle sandığa gitmesini sağlayan (Polonya) veya eski yıpranmış ezberleri tamamen reddedip toplumsal rüzgarı doğrudan ekonomik kriz, liyakat ve yolsuzluk gibi somut eksenlere (Macaristan 2026) taşıyan yapıların, adliye koridorlarındaki pasif savunma hattını ve kurgulanan stratejileri kırarak netice aldığını tarihsel birer olgu olarak tescillemektedir.



Emre ÖZYILDIZ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emeğin Yabancılaştığı Yer

Kalkınma Hamlesinde Kaynak Dağılımı ve Öncelik Çelişkileri

Bölgesel Asgari Ücret Hayali